Siyasette icraat yapmak zordur; emek ister, bütçe ister, gece gündüz akıl yormayı gerektirir. Ama bizim yerel “siyaset dehaları” için bunlara hiç gerek yok. Formül gayet basit: Belediye aylarca çalışsın, bütçeyi ayarlasın, projeyi hazırlayıp sahada harfiyatı başlatsın; sen git arkadan bir satırlık dilekçe çak, sonra da çıkıp “Projeyi ben yaptırdım!” diye caka sat.
Vallahi helal olsun! Dilekçe kâğıdını belediye hizmetinin önüne koyup kahramanlık çıkarmak, vizyon dersi diye okutulacak cinsten bir şark kurnazlığı. Dilekçe vermek başka, o işi hayata geçirmek başka efendiler! Evrak takibini icraat sanan bu derin yönetim anlayışına şapka çıkarmamak elde değil.
Dilekçe mizahı bir yana, bir de “Ankara Karargâhı” var tabi…
Yaklaşık iki yıldır Ankara İskilipliler Derneği koltuğunu işgal eden yönetime sormazlar mı: İki senede kendi yönetim kurulunuzla kaç kere bir araya gele bildiniz? Kaç İskilipli öğrencinin elinden tuttunuz, cebine iki kuruş burs koyabildiniz? Ankara’daki hemşeriler adına ortaya dikili tek bir dikili taş koyabildiniz mi?
Kendi yönetiminde birliği, beraberliği sağlayamayan, masaya iki kişiyi oturtup toplantı yapmaktan aciz olanlar; kalkmış sabah akşam İskilip Belediyesi’ne akıl veriyor, kentin yönetimine ayar çekmeye çalışıyor. Kendi evinin önü çöp içindeyken mahalleye temizlik dersi vermeye kalkışmak tam da bu olsa gerek.
Hadi belediyeye sarmayı anladık da, İskilip’in yetiştirdiği ulusal değerlere saldırmak neyin nesi?
AYM Eski Başkan Vekili Hasan Tahsin Gökcan gibi bu topraklardan çıkmış, devlet kademesinde zirveye tırmanmış bir hukukçunun “Kariyer Günleri”nde gençlerle tecrübesini paylaşmasından bile rahatsız oldular. Şehrin yetiştirdiği bir bürokratın tecrübesini gençlere aktarmasına kulp takmak, sığ siyasi hesapların ve hazımsızlığın dik alasıdır.
İskilip halkının gözü kör, kulağı sağır değil. Kimin sahada ter döktüğünü, kimin masa başında kâğıttan kaplanlık yaptığını çok iyi biliyor. İskilip artık boş laf, kâğıt üstünde şov ve ucuz polemik istemiyor; somut katkı, gerçek hizmet ve sonuç bekliyor.
